Eğer Bir Değil, Birkaç Kitap Olsaydım

Yuval Noah Harari diyor ki, kurgu yapabilme yetkinliğidir insanı hayvandan ayıran ve dünyada bütün sistemsel yapılar birer kurgudur; devlet, şirket, din. Evet, hepsi birer kurgudur, hatta en büyüğü de imparatorluktur. Aslında somutta yoktur öyle birşey, sen var olduğunu kurgularsın.

İslam, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm kadar Hümanizm de bir kurgudur, hatta bir dindir son iki yüzyılı kasıp kavuran. Lideral hümanizm, sosyalist hümanizm, evrimsel hümanizm. Sonra bir de, 30 Ocak 2017 itibariyle önümüzde ‘tekno din’ var, henüz ne yapacağımızı, nereden alıp nereye koyacağımızı bilemediğimiz. Veriler, biyo teknolojiler, yapay zekalar havalarda uçuşuyor. Eskiden herşeyi kadere bağlardık, artık veriler var sana en uygun insanın kim olduğunu, 30 yıl içinde hangi hastalıkları geçireceğini söyleyen.

Geçtiğimiz yüzyılda salgın hastalıklar, savaş ve kıtlığı yendik insanlar olarak, şimdi önümüzde başka hedefler var: ölümsüzlük, sınırsız mutluluk ve tanrılaşmak. (Deus, Yunanca tanrı demek) Tam gaz gidiyoruz, gidiyoruz da, farkındalığımız hiç yüksek değil. Yaparken yıkıyoruz, bozuyoruz, yokediyoruz. Çünkü insanın aptallığı baki. Doğanın dengelerini bozduğumuz gibi, insanın biricik dengelerini de bozacağız müdahalelerimizle. Harari ürküyor, sonumuzu, durduğumuz noktadan pek de parlak görmüyor.

Gelin düşünelim. Otuz yıl sonra yüzleşeceğimiz, sayısı az ama etkisi büyük ‘elit üstün’ insanlarla, yığınlar halindeki ‘gereksiz’ insanları, biz iş piyasasında ne yapacağız?

Eğer İK’cı isen, bu iki kitabı okumak senin işindir sevgili meslekdaşım, tercihin değil.

Hatta ben işim olmasından da öteye geçiyorum, bu kitaplar olmak istiyorum. Bu kadar derin, bu kadar çaplı, bu kadar hassas ve bu kadar zengin.

Benim de rüyam bu.

İK’da VUCA Dünyasına Hoşgeldiniz


VUCA’
yı bilen çoktur, bilmeyenler ve unutanlar için ne olduğunu hatırlayalım:

VUCA bir akronim. İngilizce açılımı ile;

V – Volatility / değişken, oynak
U – Uncertainty / belirsiz
C – Complexity / karmaşık
A – Ambiguity / bulanıklık, muğlak

Dünya, her boyutuyla şu an içinde bulunduğu ortama “kaos” demekten ziyade durumu “VUCA” ile tanımlamayı tercih ediyor. Peki, kim bu tanımlamayı geliştirdi? Sürpriz değil, ABD ordusu.

VUCA, siyasetten ekonomiye, işletmecilikten devlet yönetimine, sürekli değişimden kaynaklı belirsizliğin, karmaşıklığın ve bulanıklığın hakim olduğu bir ortamda strateji üretme, aksiyona geçme, sonuç alma ve insan yönetme çabasının özeti. Zor.

VUCA, bilgi çağının dört sacayağını İK’nın da önüne getiriyor; büyük veri, endüstri 4.0, nesnelerin interneti, yapay zeka, ve İK’ya soruyor: “Ne yapacaksın? İşletmelerde liderlerin ve çalışanların VUCA gerçekliği ile entegre, etkili çalışmasını nasıl sağlayacaksın?” 

Ağır soru.

VUCA hakkında ufak ufak okumaya, araştırmaya, düşünmeye, yazmaya, çizmeye başlasak iyi olacak. Treni kaçırmayalım. Kaynağım İnsan’da ben bunu yapacağım. 🙂

VUCA üzerine güzel bir yazı. Okuyalım.

İnsan Kaynaklarına 2017 Mesajı

#yetki #sorumluluk #etkialanı #farkındalık

#moral #motivasyon

#çalışmak #üretmek #yardımlaşmak #işbirliği #verimlilik #uyumluluk #olumluluk

#TÜRKİYE

2017 Hoşgeldin !

Türkiye Yanarken Ofisinde Güvende Olabilir Misin?

Tehlike

Anne, çocuğuna sarıldığında yüreği ile “seni seviyorum”, aklıyla “bana güven” der. Çocuk, annesi ona sarıldığında mutlu olur. Ebeveynler, sevgi ve güvenin sürdürülebilirliği için hem maddi, hem de manevi boyutta büyük emek verirler, tehlikeleri evden uzak tutarlar.

İş hayatındaki bireylerin de bir çocuktan farkı yoktur aslında. Her çalışan işini, yöneticisini, iş arkadaşlarını, şirketini sevmek ister. Kendine, yöneticisine, iş arkadaşlarına, şirketine güvenmek bir ihtiyaçtır, saygının kaynağıdır. Sevgi ve güven ortamı sağlandığında iş hayatındaki fert mutludur çünkü tehlikelerden uzaktır.

Gelelim Türkiye’de yaşayan bizlere. Ben, beni idare etmekten sorumlu insanlar tarafından sevildiğimi bilirsem ve onlara güvenirsem mutlu bir vatandaş olurum. Beni ötekileştiren bir lider ve ülkemde her gün patlayan bombalar, öldürülen insanlar, tepetaklak giden ekonomi için sorumluluk almayan, sürekli bahane üreten (Sakın unutmayın, üretilen bahane sayısı arttıkça, kalite düşer) bir yönetici ekibi ile mutlu olmam mümkün değildir. Günün sonunda varlığım tehlike altındadır. Bu tehlikenin nedenlerini araştırdığımda karşıma büyük çaplı ahlak düşüklüğü ve bilgisizlik çıkıyorsa, tehlikeyi yok etmek için derhal düşünmeye ve çalışmaya başlarım. Çünkü, en başa dönelim, ben bir anneyim, çocuğumun mutluluğu ve güvenliğini sağlamak benim için herşeyden önemlidir.  

Bugün istediğimiz kalitede bir sevgi ve güven ortamını ne kendimize, ne ailemize, ne iş ortamımıza, ne memleketimize, ne coğrafyamıza, hatta dünyamıza sağlayamıyorsak, tedirgin ve olumsuzsak, lütfen ilk başta dönüp aynaya bakalım, kendimize koçluk yaparak şu zor soruyu yanıtlayalım:

Bu tehlike dolu ortamdan korunmak ve onu düzeltmek için neler yapabilirim?  

Ben soruyu kendime sorduğumda ilk yanıtım “psikolojik direncimi yüksek tutmalıyım oldu. Birinci cevap sağlam olursa, ikinci adım olan aksiyon için illa ki doğru bir fırsat karşımıza çıkacaktır diye düşünüyorum.

2017 yılında psikolojik direncimizin yüksek, aksiyon irademizin sağlam olmasını dilerim.

Çocuklar Ölmesin İK


Çocukluğumu hatırlıyorum. 1980’lerin başı. Zor günlerdi, insanlar mutsuz, huzursuzdu. Ama kimse “çocuklar ölmesin” diye bağırmıyordu. Kulakları açık bir çocuktum, benim hakkımda bu şekilde bağırılsaydı, hatırlardım.

Çocuklar Ölmesin2016 yılındayız. “Çocuklar ölmesin” diye bağırıyoruz. Bağırdığımız için cezalandırılıyoruz.

Zaman ilerlerken biz ne kadar gerilemişiz.

Bu çok zalim ve hastalıklı bir durum.

Bütün insan kaynakları camiası olarak, mesaisini insanın mutluluğu, iyi olması için harcayanlar olarak, insanların eğitiminden sorumlu 1128 akademisyenin sergilediği dik duruşu sergileyebilmeliyiz. Barış için, çocukların ölmemesi için onlarla birlikte haykırabilmeliyiz, direnmeliyiz.

Yarın, çocuklarımız “Memleket bu hale gelirken sen ne yapıyordun?” diye sorduğunda ne cevap vereceğiz?

Sorunlu değil, sorumlu olmak zamanıdır.

#ÇocuklarÖlmesinİK

Bağzı Üniversiteliler grubunun açtığı imza kampanyasına katılın lütfen. 

 

.

Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi Bildirgesi 

Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!

Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz.

 

 

 

Fotoğraf: Dilek Şenol

 

 

2016 Hoşgeldin !

Screen Shot 2015-12-30 at 20.40.14

Zorlayınca Olmuyor

Yaklaşık dokuz aydır blog yazısı yazmıyorum. İş, güç, koşuşturma. Bir de Kaynağım İnsan’ın eski yüzünden çok sıkıldım, elim klavyeye gitmez oldu. Şekil içeriğin önüne geçer mi? Geçti. Sonra yeni tema bulayım dedim. İki tanesini satın aldım. Birini denedim olmadı, diğerine bakmadım bile. Hep birşeyler eksik, istediğim gibi değil.

Zorlayınca olmuyor.

Mülakatlar için söylerim hep, aday ne kadar yoruyorsa, o kadar yanlıştır. Doğru tema, yormayan. Aslında okuyucuya “Şekil değil, içeriğinle gel bana” dedirten.

Bunun üzerine açtım WordPress’i, hazırdaki ilk şablona tıkladım. Bitti.

“Hayırlısı” diyerek başlıyorum tekrar yazmaya.

İnsan kaynakları mı dersiniz, kitap mı, bazen sosyal konular, bazen uluslararası olaylar, ne varsa aklımda, yüreğimde, kütüphanemde yazacağım. Ama söz işinize yarayacak. Nihayetinde İK’cıyız en dibinden.

Sizleri özledim.