Evde Korona Günlüğü, Gün 16, 6 Nisan 2020

Ekran Resmi 2020-04-06 21.17.59

Bugün evde okul uygulamasının 3. haftasına girdik. Yaprak’la sabah rutinimizi bozmadık. Okulun gönderdiği farklı ısınma ve esneme videoları eşliğinde 09:00-09:30 arası spor yaptık. Sonrası duş ve kahvaltı.

Sabah saatlerinde önümüzdeki günlerde gerçekleştirmeyi planladığımız webinar ve eğitimlere hazırlanmayı planlarken ve bu hedefle masaya oturmuşken, evdeki hesap çarşıya uymadı.

Ani bir e-posta bütün günümü baştan aşağı değiştirdi. E-postayı okuduğum andan itibaren başlayarak akşam saatlerine kadar dev bir mücadeleye girdim. Kiminle mi? Başta bir yazılımla, sonrasında yazıcımla ve ardından bir adet evrakla. İçine düştüğüm cendereyi nasıl anlatabilirim acaba? … sinirimden bir ara ağladım desem. Ve halen problemi giderebilmiş değilim. Yarın sabah “bismillah” deyip sürecin içine tekrar dalacağım.

.

Aslında gün planımda aşağıda linklerini paylaştığım videoları seyretmek de vardı. Gaia isimli bu video serisinde, Dr. Joe Dispenza insanın kendisini tanıma, iyileştirebilme, esen kılma (well being) ve değiştirebilme sürecini, beyinin çalışma disiplini üzerinden, bilimsel tabanlı anlatıyor.

Benim yönetici eğitimlerimde katılımcıları bunaltmadan aktarmaya çalıştığım “düşüncelerimiz hareketlere, hareketlerimiz duygulara, duygularımız da kişiliğimize dönüşür” döngüsünü çok kapsamlı izlemek ve öğrenmek istiyorsanız hemen birinci bölümden başlayın.

Aslında ücretli olan bu videolar korona krizine özel ilk tıkladığınız andan itibaren 46 saat boyunca bedelsiz seyredilebiliyor. Minik bir not, video dili İngilizce.

1. Beyini tanımak  
2. Değişim nedir? 
3. Meditasyonun gizemini çözmek
4. Hayatta kalmak ve yaratılış 
5. Beyin dalgalarını değiştirmek
6. Genlerini tekrar programlamak
7. Ayarlamanın/hizalamanın önemi
8. Kuantum uyumlanması inşa etmek
9. Alanı yaratmak
10. Epifiz bezi ve kuantum alanı
11. Aşkınlık ve epifiz
12. Değişen zaman alanı 
13. Enerji merkezlerinin nimeti 

.
Washington Post – 06.04.2020 Korona Virüs Dünya Raporu 
Ekran Resmi 2020-04-06 22.21.29
#sokağaçıkmayasağıistiyoruz #covid19

Korona Virüs Krizinde İK Neler Yapabilir?

Pek çok işverenin kadrosunun büyük kısmını evden çalışmaya yönlendirdiği sıra dışı zor zamanlardayız. Korona virüs pandemisinin yarattığı gerek ekonomik, gerekse psikolojik krize hiçbir şirket, hiçbir çalışan hazır değildi. Ancak oldu ve bizim bu süreçten kaynaklı şokumuzu bir an önce atlatıp, küçük de olsa günlük işlerimizden kazançlar yaratmaya odaklanmamız gerekiyor. Bu küçük çabalar bizim geleceğe olan inancımızı ve ümidimizi güçlendirecektir.

Korona virüsü krizi eninde sonunda bitecek. Sonrasında karşı karşıya kalacağımız ekonomik durum her ne olursa olsun, işveren ve çalışanlar, ortak aklı kullanarak, el ele verdikleri taktirde çarkın yeniden dönmesini en kısa sürede sağlayacaklardır.

Peki, şirketlerimizde insan kaynakları ynöetimi süreçlerinden sorumlu insan kaynakları yönetici ve uzmanları olarak bu zorlu dönemde neler yapabiliriz?

Öncelikli olarak pozitif kalmaya, olumlu düşünmeye özen göstermeliyiz. Her şeyin başının sağlık olduğunu unutmamalıyız. Sağlığımızı korumak için gerekli bütün önlemleri almalı, uyarıları ve yaptırımları takip etmeliyiz.

İkinci adımda ekip arkadaşlarımızla sürekli bağlantıda olmalıyız. Birlikten sinerji ve güç doğar. Bu birliktelikler sanal toplantılar ve/veya eğitimler şeklinde gerçekleştirilebilir. Etkinlikler bölüm içi, bölümler arası karma şekilde organize edilebilir. Bu aşamada şirketlerin liderlerine büyük rol düşecektir. CEO, genel müdür, genel müdür yardımcıları, bölüm müdürleri için gerçek liderlik yetkinliklerinin şimdi sergilenme zamanıdır. Birleştirici, sakinleştirici, motive edici söylem, önerilerle, hatta ekiplerine cep eğitimler vererek bilgi, tecrübeleriyle ekiplerini kucaklamalıdırlar. Ofis ortamından eve taşınan görüntülü iş diyalogları, hepimizin hafızasında, kariyerinde unutulmaz ve keyifli tecrübeler olarak yerlerini alacaktır.

Üçüncü olarak zorunluluktan kaynaklansa da, esnek çalışma modelinin sıcak uygulamasını yapıyor olduğumuzun farkına varabiliriz. Bu farkındalık ile şirketlerimizde hangi pozisyonların teknoloji desteğiyle uzaktan çalışmaya müsait olduğunu analiz edebiliriz. Kriz sonrası dönemde seçme yerleştirme süreçlerimizde şirketimizde çalışma ortam ve koşullarını farklılaştırabilecek, geliştirebilecek yeni istihdam modelleri tasarlayabiliriz.

Dördüncü nokta, geçmişten elimizde birikmiş, eksik kalan kayıt, veri işleri, süreç iyileştirme çalışmalarını tamamlamak olabilir. “Ah biraz vakit olsa neler yapacağız …” dediğimiz ne iş varsa, hepsini şu günlerde halledebilir, iş süreçlerimizi geliştirebilecek beyin fırtınaları düzenleyebiliriz. Projeler tasarlayabilir, gelecek için alternatif aksiyon senaryoları hazırlayabiliriz.

Beşinci konumuz ise mevcut pozisyon arayışlarımıza odaklanmak olabilir. Kriz sonrasında şirketlerimizdeki görüntünün ne olabileceğini tam kestiremesek bile, işlerin en kısa sürede düzene girmesi bu kriz günlerinde yapacağımız çalışmalarla olacaktır. Hali hazırda arayış içinde olduğumuz ancak kriz nedeniyle dondurduğumuz aday havuzlarımızı bu sefer filtresiz, detaylı inceleyebilir, uygun adaylar ile uzun listelerimizi hazırlayabiliriz. Hatta işe alımı kesin yapılacak pozisyonların ön telefon görüşmelerini gerçekleştirerek, evlerinde büyük ihtimalle olumsuzluk içinde beklemeyen adaylara umut ışığı olabiliriz.

Unutmayalım, korona virüsü krizi geçecek ve bizler şu günlerdeki emeklerimizle normal zamanlara daha hızlı dönebileceğiz. İnsan Kaynakları ekipleri olarak bu dönemde bize gerçekten büyük iş düşüyor. Haydi insan liderliğimizi gösterelim.

#covid19 #sokağaçıkmayasağıistiyoruz #insankaynaklarıyönetimi

Evde Korona Günlüğü, Gün 15, 5 Nisan 2020

Ekran Resmi 2020-04-05 18.52.06

Çok sakin bir gündü Pazar. Geç kalktık. Geç kahvaltı ettik. Sonrasında Yaprak odasına ödevlerinin başına geçti, ben de birkaç saat evi derledim, toplandım, temizledim. Evimizdeki küçük botanik parkımızla ilgilendim. Müzik dinledim, arkadaşlarımla yazıştım, ailemle konuştum. Yerli, yabancı basını ve kitabımı okudum. Bizde televizyon hep kapalı. Netflix, haber, tartışma programı, dizi, yarışma takibimiz yok. Ancak akşam 19:00-20:00 arası son durumu öğrenmek için kara kutuyu çalıştırıyoruz.

Evde kalmamızın üçüncü, korona günlüğe başlamamın ikinci haftası bitiyor. Ne dünyanın, ne de Türkiye’nin durumu iyiye gitmiyor. Virüsün bilinçli şekilde yaratıldığına ve bir büyük plan çerçevesinde işlerin yürüdüğüne dair komplo teorisileri etrafta gezinirken, bugün T24‘de Asım Karaömerlioğlu’na ait ‘Akıl tutulması çalında komplo‘ başlıklı güzel bir yazı okudum. Karaömerlioğlu, komplo teorileri üretmeye ve inanmaya neden bu kadar meyilli olduğumuzu çok sade bir dille anlatıyor. Okumanızı tavsiye ederim.

Ben The Guardian, The Independent, The Washington Post, The New York Times, The Wall Street JournalForeign Affairs gibi dünyanın önde gelen gazete ve dergilerine aboneyim. Yerel basının sansürlü doğasından sıyrılarak dünyaya açılmak bana iyi geliyor. Aralarından da en sevdiklerim The Guardian ve Foreign Affairs.

Son 3 gündür Washington Post’un günlük korona virüs dünya raporunu günlüğümde paylaşıyorum. Bu rapor dünyadaki ülkeler sıralamasını günlük artış sayısı ve oranı, enfekte insan sayısı ve hayatını kaybedenler şeklinde çok derli toplu veriyor. Dilerim tablo sizlerin de dünyayı takip ve analizini kolaylaştırır.

Washington Post – 05.04.2020 Korona Virüs Dünya raporu 

WP - 05.04.2020

 

#sokağaçıkmayasağıistiyoruz #covid19

Evde Korona Günlüğü, Gün 14, 4 Nisan 2020

Cirque de Soleil

Cumartesi. Haftanın en şahane günü. Ama Yaprak için değil. O saat 10:00-12:00 arası 7. sınıflar için deneme sınavına girdi. İyi geçtiğini söylüyor, sonuçları göreceğiz. Yaprak sınav olurken evin arka bölümüde toz bile uçamadı.

Bugün alışveriş ihtiyacımızı dış destekle karşıladık. Cuma günü Yaprak’la kapsamlı bir liste çıkardık ve evimize yakın markette çalışmakta olan bir görevliye ilettik. Kısa süre içinde paketlerimiz geldi. Ancak listeye koymayı unuttuğumuz çok önemli üç kalem için ben öğleden sonra sokağa çıkmak durumunda kaldım.

Eve döndüğümde kendimi memnuniyetle kitabıma teslim ettim. Hindistan’daki kast sistemi ve demokrasiyi didik didik ederken, telefonuma gelen bir mesaj ilgimi şekti.

Mesaj, 3 Nisan 2020’de bütün dünya ile paylaşılan Cirque du Soleil‘in bir saatlik gösterisinin linkini paylaşıyordu.

Günüme enerjisi ile dinamizm, müzikleri ile coşku, estetiği ile güzellik katan bu gösteriyi baştan sona izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

“Aaaa, yok hepsini seyredemem” diyorsanız, 43:33’ye çekin videonun akışını ve cennetin dansini saçlarından asılı şekilde yapan o muhteşem kadını izleyin. Büyüleneceksiniz.

 

Washington Post – 04.04.2020 Korona Virüs Dünya raporu 

#sokağaçıkmayasağıistiyoruz. #covid19

 

Evde Korona Günlüğü, Gün 13, 3 Nisan 2020

Ekran Resmi 2020-04-03 20.46.05

Evde geçen ikinci okul haftamızın sonuna geldik. Yaprak’ın sanal ortamda eğitim almaktan bir sıkıntısı yok. Hatta genel olarak 15 gündür evde oturuyor olmaktan da mutsuz değil. Gün içinde müzik dinliyor, ukulele çalıp şarkı söylüyor, dans ediyor, bana garip garip esprileri olan videolar getiriyor, ben “anlamadım” diyorum, “Amannnn anne” diyerek aramızdaki kuşak uçurumunu yüzüme vuruyor, gibi gibi gibi 🙂

.

Bugün Peryön Akademi ekibi ile 14 Nisan’da yapmayı planladığımız Performans Yönetimi Sanal Eğitimi’nin denemesini gerçekleştirdik.

Eğitimde Perculus çözüm ortağını kullanacağız. Perculus sisteminde, bütün katılımcılar birbirlerini görerek, konuşarak, yazarak, çizerek, doküman paylaşarak üretken olabilir. Yani kullanacağımız araç interaktif. Bu çok heyecan verici.

Elbette sınıf eğitiminde yaptığımız bireysel ve grup çalışmaları farklılaşacak. Önümüzdeki bir hafta içinde eğitimde kullanacağım uygulamaları teknoloji uyumlu hale getireceğim.

Bu zorunlu girdiğimiz süreç biz eğitimciler için de büyük tecrübe oluyor. Gerek teknolojiyi etkin kullanmak, gerekse yeni eğitim tasarımları yapmak bizleri geliştirecek. Teknoloji sayesinde İstanbul dışından katılımcılara da ulaşabilecek olmak büyük mutluluk.

Peryön Akademi sadece eğitimler değil, organize edeceği webinarlarla da İK dünyasına dokunmayı planlıyor. Ben de birkaç başlık üzerinden meslektaşlarıma fayda yaratmaya çalışacağım. Yani ödevim büyük. Bu sıra dışı günlerde birbirimizi destekleyerek güçlendirmeliyiz. Bizlerin bilgilenmesi ve bakışımızı büyütmemiz şirketlerimizdeki çalışanlara da daha iyi destek verebilmemiz anlamına gelir.

.

Yarından itibaren 65 yaş üstü ve 20 yaş altı olanlar sokağa çıkamayacak. 30 büyük şehire giriş ve çıkışlar yasaklandı. Maskesiz sokağa çıkılmayacak. 3 metre kuralına uyulacak… Ama o fabrika ve ofislerde kalabalık gruplar halinde çalışmak zorunda olan insanlar evlerine girmedikçe enfekte insan sayısı azalmayacak, tam tersi sürekli artacak. Eninde sonunda görecekler …

.

Washinton Post – Korona Virüs Dünya Raporu – 03.04.2020

 

#sokağaçıkmayasağıistiyoruz

 

 

Evde Korona Günlüğü, Gün 12, 2 Nisan 2020

https://www.youtube.com/watch?v=TnlfjlU8F18&feature=youtu.be

Dün Prof Dr. Cemil Taşcıoğlu’nun korona virüsüle verdiği mücadele sonrasında aramızdan ayrılması, akşam saatlerinde sağlık çalışanlarının virüsle enfekte olma sayıları ve sağlık bakanının “biz virüsün bu kadar hızlı yayılabileceğini bilmiyorduk” sözlerini duyduktan sonra içime aşırı sıkıntı ve keder bastı.

Sonuç yukarıda.

Bu benim tepkim.

Herkes tepki vermeli. Kendi yolu, kendi yöntemiyle.

Hepimiz neyin yapılması gerektiğini biliyoruz. Bütün dünya yaptı. Biz de neden yapılmıyor?

Nasıl olsa büyükşehirlerde yapılacak. Bir atasözü vardır yüzlerce kelimeden daha net:

Unutma; geç yağan yağmurlar, hayat vermez kurumuş çiçeklere.

#sokağaçıkmayasağıistiyoruz

#istanbul #ankara #izmir #kocaeli #sakarya #adana #bursa #konya #ısparta #covid16 #koronatürkiye

 

 

Evde Korona Günlüğü, Gün 11, 1 Nisan 2020

 

O bahar çiçekleri ile sizi hatırlayacağım.

Korona virüsü ile mücadele sürecinde yetki ve sorumluluk bilinci ile hastalarına fedakarca el veren Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu’nu kaybettik.

Yakınlarına sabır diliyorum. Allah rahmet eylesin.

.

Bugün spor, toplantı, gelişim değil, sadece TC Sağlık Bakanı’nın basın toplantısında sarfettiği şu cümlesini gündemime alıyorum:

“Biz bu virüsün bu kadar hızlı yayılacağını bilmiyorduk”

Biz dünyayı iki aydır yakından çok yönlü takip ediyoruz ve biliyoruz. Siz ve Bilim Kurulu nasıl bilmiyorsunuz? Veya kimler bunu neden bilmiyor, bilmek istemiyor?

Bir ülke adına yetki ve sorumluluk sahibi olmak nedir?

Haftalardır “Sokağa çıkma yasağı” diye bağırıyoruz.

Ben halkım ve yetki, sorumluluklarım çerçevesinde

#sokağaçıkmayasağıistiyorum

Evde Korona Günlüğü, Gün 10, 31 Mart 2020

Sabah sporumuz, teknik aksaklık nedeniyle yarıda çıktığım süreç toplantısı ve öğleden sonra diğer bir proje toplantısı. İş saatlerim klasik akışıyla, yoğun geçti. Bir gelişme olarak, ilk çok katılımcılı Zoom Toplantımı düzenledim. Kıyaslama yapacak olursam, Zoom Google Hangouts’dan çok daha rahat, hızlı ve net çalışıyor.

.

Geçtiğimiz günlerde Toyota Başkanı Akio Toyoda ve Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt’un çalışanlarına sahip çıkan muhteşem açıklamalarını paylaşmıştım.

Hemen akabinde, 28 Mart’ta Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun videosu yayına girdi. Örnek yerli kurumsal liderlik videosu olarak izleyebilirsiniz.

Koç Holding, korona virüsü kriziyle mücadele sürecine elindeki imkanları karşılıksız seferber ederek halkına ciddi destek veriyor;

  • Hastanelere; küçük beyaz eşya, çamaşır ve kurutma makineleri gönderiyor, 
  • Solunum cihazı üretenlere Arçelik’in alt yapısını sunuyor,
  • Ford Otosan ve Tofaş siperlikli maske üretiyor,
  • Tofaş entübasyon kabini yapıyor,
  • Divan City ve Divan İstanbul otelleri sağlık çalışanlarının hizmetine sunuluyor

veeeee

son olarak bugün itibariyle kendisini geliştirmek isteyen bütün insanlara Koç Akademi videolarını bir ay boyunca sınırsız kullanıma açtı.

Alkış alkış alkış.

.

Geçtiğimiz yıllarda bir Bahçeşehir Üniversitesi’nin organize ettiği İtibar Yönetimi Çalıştayı’na katılmıştım. Müthiş bir sabahtı. Türkiye’nin en büyük, önemli yerli veya yabancı topluluk ve şirketlerinin pazarlama direktörleri oradaydı.

Moderatörümüz çalıştayın başlangıcında bizlere “İtibar nedir? diye sordu.

Grup bayağı tartıştı. En son yanımda oturan ve hiç sesini çıkarmayan yaşı 70’lerine yakın, danışman üstat el kaldırdı. Ağırdı. Sakindi. Özdü. Herkes sanki onun konuşmasını bekliyorcasına bir anda sustu:

“İtibar, sözünün eri olmaktır, yapacağım dediğini yapmaktır.” 

Grup topluca, tereddütsüz onu “evettt” diye onayladı. Üstat sonra devam etti;

“İtibarlıysan, güvenilir olursun” 

Sonrasında moderatör gruba sordu:

“Peki, sizce Türkiye’nin en itibarlı şirketi hangisi?”

Grupta yine ateşli bir tartışma başladı. 1, 3, 5 dakika derken baskın bir ses “Koç Holding” dedi. Bir diğer katılımcı “evet, Koç Holding” diye onayladı. Sonra bir diğeri, sonra bir diğeri…

Ne enteresandı ki, o çalıştayda Koç Holding şirketlerinden kimse yoktu. Belki de isabet oldu. Onların olmadığı ortamda onların itibarı herkes tarafından konuşuldu. Kabul gördü.

İşte geçek başarı budur.

Koç Holding Türkiye’nin en itibarlı şirketler topluluğudur.

Korona virüs krizi sürecindeki üretken sorumluluk bilinci performansı da halk tarafından onlara neden güvenildiğinin net kanıtıdır. Hakkediyorlar.

#iyileşeceğiz

 

 

 

Evde Korona Günlüğü, Gün 9, 30 Mart 2020

Okul haftası spor ile başlar. Kesinlikle herkese sabah 20-30 dakika hareket etmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Hafta sonu iki gün spor yapmadım, bedenime ağırlık, ruhuma kasvet çöktü resmen. Ama şu an öyle değil. Evin camlarını açarak püfür püfür sabah serindiğinde 30 dakika kol kaldır, bacak indir, kalça çevir, bel esnet, bir de üstüne harika duş … oh be insan kendisine geliyor resmen, iyi hissediyor.

Bugün yeni aldığım ve bundan sonra da uygulayacağım bir kararla sanki işe gidiyormuş gibi giyindim. Makyajımı yaptım. Ayakkabımın altını silerek giyip, aynada yansıyan siluetimden pek memnun, toplantı için 10:20’de bilgisayar başına oturdum. Saat 13:00’u geçe biten toplantı güzel geçti. Yarın devam edeceğiz.

Toplantı sonrasında iki önemli telefon görüşmesi yaptım. Üst yönetimler çalışanlarını korumak için büyük çaba harcıyor ve bu samimiyeti toplumun birbirine kenetlenmesi, yardımlaşması adına çok değerli buluyorum. Gerek organize edilen yardım kampanyaları, gerekse gönüllü çalışmaların imkanı olan herkes maddi, manevi ve emeği ile desteklemeli.

Bir de bütün bu çabalara ek olarak, en azından büyük şehirlerde sokağa çıkma yasağı ilan edilse süper olacak. İstanbul’un farklı noktalarından dolu cadde ve sokak fotoğrafları geldikçe “neden?” diye soruyorum. Dışarıda çalışmak zorunda olanlar sabah erken saatte ofisine, fabrikasına gidiyor, caddelerde yürüyen insanların oralarda ne işi var?

.

Kariyer.net blogu için hazırladığım Nisan ayı ilk yazımı yayına alınması için gönderdim. İkinci yazımı da bu gece bitirmeyi planlıyorum. Yazıları ilerleyen günlerde Kaynağım İnsan’da da yayına alacağım.

.

Bugün şans eseri karşıma çıkan bir video beni çok şaşırttı. Toplumlarda sıra dışı yetenekli insanların varlığı büyük zenginliktir. Belki birçok kişi onu biliyordur ancak ben ‘koşan adam’ Uşaklı ultra maratoncu Akın Yeniceli ile yeni tanıştım. Yeteneğine, özgünlüğüne ve samimiyetine bayıldım. Kendisine koşma kapasitesi nedeniyle ‘Forest Gump’ yakıştırması yapan ve yarışlarda mütemadiyen kaybolan Akın Yeniceli’ye günüme neşe ve mutluluk kattığı için teşekkür ediyorum. İyi ki varsın 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=fsVGVJuFAKg

 

#BirlikteBaşaracağız #evdekalTR #covid19

Evde Korona Günlüğü, Gün 8, 29 Mart 2020

Pazar sabahım tam bir “pazar sabahı” kıvamındaydı.

Yaprak’a bir sandviç, kendime de bergamot çayı, karanfil, elma, vanilya karışımı yaparak güne çok ama çok yavaş başladım. Saçımı bile taramadan öğlene kadar yatıp kitap okudum, yerli, yabancı basını taradım, kısa kısa yazışmalar yaptım.

Bizim evimizde uzun yıllardır televizyon izlenmiyor. Korona virüs bile bu alışkanlığı bozamadı. Hafta sonu iş de olmayınca eve tam bir sessizlik çöktü. Açık pencereden gelen tek tük araba egzozu, karşı apartmanın bizim hizamızdaki dairesinde yaşayan kadının bitmeyen telefon konuşmaları ve gün boyunca yağan yağmurun fısıltısı dışında bugünden aklıma duyduğum başka bir ses gelmiyor.

Sessizlik kavramı bana otuz yıl önce makalesini yazdığım John Cage’in 4’33” – dört dakika otuzüç saniye süren sessizliğin müziğini hatırlattı. Güldüm bak şimdi. Gerçekten sessizlik var mı? Yoksa her yerde, her şey müzik mi? … Duyabilene, dinlemek isteyene…

.

Korona virüsü ile geçen günlerimizin bir diğer şaşırtıcı gelişmesi benim yemek yapmam. Anlaşılabileceği üzere yemek yapmak hiç bir zaman favori faaliyetler listemde olmadı. Hatta pişirdiğim yemekleri tadanlar “sen belki de yemek yapmamalısın” bile demiştir. Bendeki bu negatifliği aşmak için bir ‘Aşçılar’ etkinlik grubuna da katılmadım değil, yine olmadı.

Gelin görün ki, koşullar değişir ve İpek’in de zorunlu olarak mutfağa gireceği günler gelir. Geldi. Hayatımda ilk defa bu hafta kapuska yaptım desem, şaşırır mısınız? Sizi bilmem ama ben çok şaşkınım. Şimdi tribünler soruyor, “ne o mutfakla aran mı ısınıyor? Önümüzdeki günlerde seni başarılı bir aşçı olarak mı göreceğiz?” . Cevap: Her ne kadar Stefan Zweig “Bir şeye alıştıktan sonra hiç bir şey zor değildir” diyorsa da, ben de “alışmam, alışamam” diye haykırıyorum. 🙂

.

Pazar gününüm en güzel tarafı ise Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın bir kaç seminerine kayıt olmamdı. Birbirinden değerli kültür, sanat, bilim insanlarının verdiği seminerleri lütfen siz de inceleyin. Eminim hoşunuza gidebilecek sıra dışı başlıklar bulacaksınız. Belki bir seminerde karşılaşırız bile, neden olmasın?  🙂

 

 

Evde Korona Günlüğü, Gün 7, 28 Mart 2020

Kim?

Bu sabah Yaprak’la tam hafta sonu tatili havasındaydık. Geç kalktık. Spor da yapmadık. Spor yapmamak da iyi geldi 🙂

Dün alışveriş için Migros sanal markete sipariş vermeye çalıştım. Ancak oturduğum bölgeye dört gün boyunca sevkiyat yapılmayacağına dair bildirim geldi ve satınalma sürecimi gerçekleştiremedim. Dolayısıyla listem elimde, evime yakın olan markete gittim. Aklımda “erken gidersem içi her gece sterilize edilen, sakin bir markette daha güvenli alışverişimi gerçekleştiririm” düşüncesi vardı.

Marketin sterilize edildiğinden eminim ama sakinlik konusunda yanılmıştım. Sabah 10:05’de içerisi öyle kalabalıktı ki, bir an tereddüt ettim. Ama ‘gelmişken dönmeyeyim’ diyerek kısa sürede ihtiyaçlarımı toparladım, kasadan geçtim.

Son derece normal gibi görünen bu süreçteki gerçek aksaklık görünenlerde değildi. İçimde aşırı olumsuz “o” his belirdi marketin kapısından çıkarken ve bir karar verdim. Eve gidecek, 2 hafta boyunca da zaruri olmadıkça kapıdan dışarı çıkmayacaktım.

Dilerim herhangi bir sağlık problemi yaşamam. Yaprak 15 gündür evden çıkmadı. Biri eve virüs taşıyacaksa, o kişi benim. Bir daha bu riski göze alamam. Ben hasta olursam kızıma kim bakar?

 

#evdekalTR #elleriniyıkatr #covid19 #haftasonuevde

Evde Korona Günlüğü, Gün 6, 27 Mart 2020

Süreç İyileştirme

Günlerden Cuma. Yoğun bir haftanın son okul ve iş günü.

Yaprak’la sabah rutinimize devam ettik. 40 dakika sporumuzu yaptık. Kaslarımın ağrısı geçti. Kendimi dinç ve iyi hissediyorum. İşin güzeli, sabah tartıldım. Bir kilo vermişim. Bir keyiflendim ki, anlatamam. 🙂

Spor sonrası saat 10:30’da proje toplantımıza başladık. Verimli geçen çalışmayı 13:00’de bitirdik. Toplantıların devamı gelecek hafta pazartesi gününe.

.

Şirketlerin evden çalışma sürecini verimli kılmak için yapabilecekleri neler olabilir?

Operasyonel olarak işler yavaşladı. Ancak yapısal olarak bu süreç şirketler için bir fırsat. Hızla proje ekipleri kurularak süreç iyileştirme/geliştirme projeleri, beyin fırtınaları sanal ortamda hayata geçirilebilir. Biz bir haftadır sabah saatlerinde bu kıvamda toplantılarda buluşuyoruz. Ve her etap sonunda “bu çalışmayı iyi ki yapıyoruz” diyoruz.

Bunun haricinde şirketlerin üst yönetimlerinin liderliklerini göstermeleri gereken bir dönemdeyiz. Dün Toyota CEO’su Akio Toyoda’nın videosu yayına girdi. Toyoda videoda “Biz bir aileyiz, bu zor günleri de aşacağız” diyor.

Sonsuz takdir ettim. Japonların çalışma disiplinlerini yakından takip ve tecrübe etmiş biri olarak videoya hiç şaşırmadım. Ülkemizde insanların işlerini kaybettikleri veya kaybetmekten korktukları bir süreçteyiz. Bizden de bir patron çıksa, “kimse işini kaybetmekten korkmasın” dese, güzel olmaz mıydı?

.

Akşam saatlerinde devletten ‘evden çıkma yasağı’ beklerken, ‘gönüllü karantina, kendi OHAL’imizi yaşamak’ gibi bulanık ve bence işe yaramayan uygulamalara devam edeceğimizi öğrendik. Bu genişliğin sıkıntılarını önümüzdeki günlerde çokça yaşayacağımızı düşünüyorum.

 

#evdekalTR #elleriniyıkaTR #covid19

Evde Korona Günlüğü, Gün 5, 26 Mart 2020

Ekran Resmi 2020-03-26 21.52.04

Sabah sporumuzu Yaprak’la 30 dakika yaptık.

Sonrasında hayatımda yaşadığım en uzun sanal toplantılar etabına başladım. İlk proje toplantım 10:30-14:15, ikinci etüd toplantım 16:00-17:10, üçüncü proje toplantım 17:25-19:30 arası sürdü. Toplam 7 saat ekran başında oturunca, beynimin sol tarafı bana kırmızı bayrağı kaldırdı.

Ama hayır, ekran sürecim daha bitmemişti: Yaprak’la beraber akşam saatinde İzmir Kahkaha Kulübü’nün İK Bloggerlar için organize ettiği sanal kahkaha yogasına katıldık. Kahkaha yogasını ilk defa tecrübe ettim. Kanımca bu yoga çeşidi de diğerleri gibi antreman yaptıkça daha etkin hale gelir. Gülmeyi, kahkaha atmayı doğal yollarla seven ve sık sık ‘uygulayan’ biri olarak, yoga sürecindeki sahte kahkahaları üretmeye çalışmak bayağı enerji harcamama, karın kası çalıştırmama neden oldu. Sabah sporları yüzünden ağrıyan karın kaslarıma akşam şoku yaşattım diyebilirim. Sevgili Duygu Yılmaz Hancılar ve Aydan Çağ Aydın’a pozitif enerji dolu seans için teşekkür ederiz.  🙂

İzmir Kahkaha Kulübü benzer seanslarına her Pazartesi sanal ortamda devam edecek. Meraklısına tavsiye ederim.

Bilgisayar başından yazıyı bitirince kalkacağım. Şurası net ki, bu kadar uzun saatler bilgisayar başında oturmak iyi değil. Önümüzdeki günlerde ekran kullanma süreme bir ayar vermem gerek.

Fotoğraf: Selçuk Gül

Evde Korona Günlüğü – Gün 4, 25 Mart 2020

Ekran Resmi 2020-03-25 22.21.17

Sabaha kızım Yaprak’ın okulunun gönderdiği fitness videolarındaki hareketleri uygulayarak başlamak bana çok iyi geliyor. Tabii bu kadar harekete alışık olmayan beden ve kaslarımın nasıl ağrıdığını kelimeler ile ifade etmek istemiyorum.

Spor faslının ardından hızlıca bir duş ve bilgisayar başına oturuş. Sonrası dört saat süren kalabalık katılımlı sanal proje toplantısı. 12 kişi bayağı iyi iş çıkartıyoruz, yarın ve önümüzdeki gün ve haftalarda da çalışmaya devam.

Proje toplantım sonrasında üç yıldır işbirliği yaptığım sivil toplum kuruluşundan telefon aldım. Mart ayında Kilis’de gerçekleşmesini planladığımız ancak sınırdaki savaş durumu nedeniyle ertelenen eğitimi tüm Türkiye’ye online yapmak olasılığını konuştuk. Böyle bir açılımın harika olacağına karar verdik. Gerekli teknik hazırlıkları yaptıktan sonra süreci başlatacağız.

Hemen akabinde çok sevdiğim eski arkadaşım ve meslektaşımdan gelen bir görüşme çağrısı beni hem şaşırttı, hem de mutlu etti. Londra’da yaşayan arkadaşımla korona virüsünü ve bunun iş hayatındaki insana nasıl yansıyabileceği üzerine uzun uzun konuştuk. Biz insan kaynakları uzmanları için bu sıra dışı zamanlardan öğrenilebilecek çok konu var. İşin ev hayatının tam da göbeğine girdiği şu 2-3 aylık süreci iyi okumamız, analiz etmemiz, modellememiz lazım.

Arkadaşımın beni heyecanlandıran bir de haberi oldu. Uluslararası bir şirket ile yapabileceğim güzel bir çalışmanın ön haberiydi bu. Çok hızlı gelişecek bir sürece benziyor. Şirket ile yazışmalara başladık bile.

.

Şu anda iş dünyası sanal toplantılar ve eğitimler üzerinden enerjisini yüksek tutmaya çabalıyor. Elbette internet teknolojilerinin meyvelerini yiyoruz. Ben bir toplantımı Zoom ile yaparken, bir diğerini Google Hangouts, farklı birini de Microsoft Teams ile yürütüyorum. Kim bilir daha ne çözümler/uygulamalar var, ben bilmiyorum. İnsan düşünmeden edemiyor, ya olmasalardı, ne yapardık?

.

Akşam saatlerinde ise günün bombası evimizin salonuna “buuuum” diye düştü, Milli Eğitim Bakanı okulların 30 Nisan’a kadar uzaktan eğitim ile devam edeceğini söyledi. Böyle bir karardan anlayabiliriz ki, iş hayatı da farklı olmayacak. Korona virüsünün yayılma ve dağılma sürecinin en az 2 ay süreceği çok net. O zaman ne diyebilirim? …. Morali yüksek tutarak çalışmaya ve günlük tutmaya devam. 🙂

 

#evdekalTR

#elleriniyıkaTR

#covid19

Evde Korona Günlüğü – Gün 3, 24 Mart 2020

Yaprak’la sabah sporu ile başlayan günüm dolu dolu devam etti.

Sabah erken saatte başlayan ve uzun süren proje toplantımızı Google Hangouts kullanarak gerçekleştirdik. Elbette yüz yüze çalışmak daha keyifli ancak sanal toplantı yapmak da verimlilik noktasında herhangi bir eksiklik yaşatmıyor. “Sanal toplantılara devam” yeni sloganımız.

Bugün Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi kapsamında Etkili Proje Yönetimi Eğitimi’nin 3. ve son fazını online olarak gerçekleştirdik. Mühendis kızlarımı çok özleyeceğim. Hepsi için çok heyecanlanıyor, mühendislik yetkinliklerini sürekli geliştirebilecekleri iyi işleri olsun istiyorum. Onların aydınlık gelecekleri için sunabileceğim her katkı benim için büyük mutluluk.

Gün içinde ev ihtiyaçlarımız için markete gitmem gerekti. İlk günlerdeki stok çılgınlığı bitmiş görünüyor. Reyon aralarında dolaşan tek tük insan, kasalarda müşteri bekleyen kasiyerlerden başka etrafta kimsecikler yoktu. Hem şaşırdım, hem de sevindim. Türkiye’yi bilemem ama bizim mahalle evde oturuyor 🙂

.

Bugün yabancı basında okuduğum bir makale çok ilgimi çekti. Korona virüsünün ile mücadelede Taiwan ‘başarılı ülke’ kategorisinde yer alıyor. Bu başarının gerisinde ise devlet ile sivil toplumun işbirliği var. Bu işbirliği mekaniğinin adı “g0v”. Taiwan’da 2016 yılında yazılımcılar, tasarımcılar, sivil toplum kuruluşu çalışanları ve halk bir araya gelerek g0v platformunu açmış. O tarihten bu güne g0v platformunda çeşitli sivil toplum projeleri ve uygulamaları geliştirilmiş, hayata geçirilmiş.

Korona virüsü ile mücadele sürecinde Taiwan devleti ve sağlık bakanlığı g0v platformu ile işbirliği yapmış. Virüsten korunma malzemelerinin dağıtımı, ülkedeki eksiklikler, hastaların durumu konularında şeffaf bilgi akışı bu işbirliği sayesinde 7×24 kesintisiz sağlanmış. Şeffaflık, devlet ve halk arasında büyük bir güven ortamı oluşturmuş ve virüs kontrolü kısa sürede sağlanmış. Taiwan’ı tebrik ediyor, darısı bizim başımıza diyorum.

 

#evdekalTR #eliniyıkaTR #covid19

 

 

 

Evde Korona Günlüğü – Gün 2, 23 Mart 2020

Ekran Resmi 2020-03-23 21.00.45

Bugün okullar açıldı. 7. sınıfa giden kızım Yaprak’la sabah 09:00’da güne sporla başladık. Okulun bütün öğrencilerden iki YouTube videosu üzerinden istediği bu aktiviteyi kızımla yapıyor olmak çok hoşumuza gitti. Haftanın kalanında da güne zinde başlamaya devam edeceğiz.

Yaprak ekran başında, Zoom üzerinden verilmeye başlanan ilk dersine oturduğunda ben de bilgisayarımın başına geçtim. E-posta kutuma beni heyecanlandıran iki posta gelmişti.

İlki uzaktan çalışma ile yürüteceğim İK projesine aitti. İçinde bulunduğum şehirler arası proje sürecinin gerektirdiği yazışmayı bekletmeden yaptım.

Ardından ikinci ve oldukça zamanımı alan e-postaya geçtim. Türkiye’nin en büyük ve köklü kuruluşlarından birinin tedarikçi havuzuna girmek üzere çok kapsamlı bir veri girişi yapmam gerekiyordu. Büyük şirketlerin tedarik zinciri yönetimi işlerini nasıl yürüttüğünü tecrübe etmek çok keyifli oluyor. Akıllı tasarlanmış veri giriş ekranları beni oldukça zorladı. Sisteme pek çok evrak yükledim. Yazılar yazdım, tercihler yaptım, taahhütlerde bulundum. Bayağı uğraş sonrasında “hayırlısı” diyerek -gönder- butonuna tıkladım.

Sonrasında mevcut projelerimden birinin üst yönetimi ile görüştüm. Virüs vakası öncesinde 23 Mart tarihi için programlanmış önemli bir proje toplantımız olacaktı. Toplantıyı 24 Mart’a yani yarına aldık. Buluşmayı Google Hangouts üzerinden yapacağız. Kalabalık katılımlı, ilk sanal proje toplantım olacak. Ne heyecan 🙂

Ve günün benim için bombası PERYÖN Merkez ile olan görüşmemdi. PERYÖN Akademi‘nin üç yıldır eğitmenliğini yapmaktayım. Nisan ayında gerçekleşecek Performans Yönetimi Eğitimi’ni maalesef ertelemek zorunda kaldık. Ancak her zaman farklı çözümler istenirse geliştirilebiliyor. PERYÖN Akademi yönetimi aldığı kararla uzaktan eğitim sistemini güncelleyerek yakında başlatacak. Akademi ile ertelenen Performans Yönetimi Eğitimi’ni sanal ortamda organize etmek üzerine hemfikir olduk. Enokta platformu üzerinden yapacağımız eğitimin duyurusunu önümüzdeki günlerde yayınlayacağız.

.

Bilgisayardı, telefondu, veriydi, evraktı, e-postaydı derken saati 16:45 yaptım. Gayet verimli bir iş günüydü. Memnunum.

Ben kendimi ‘home office/ev ofis çalışan’ ama hiç bir zaman evde olmayan bir serbest danışman ve eğitmen konumlandırırım. Şimdi ilk defa gerçekten ‘home office’ çalıştığımı söyleyebilirim. Ne kadar etkili ve sonuç üreten bir çalışma modeli olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğim, yaşayacağım, yazacağım.

.

Bu arada yurtdışı basını yakından takip eden bir kişi olarak New York bölge valisinin basın toplantısını canlı izledim. New York valisi ekonominin durmaması gerektiğinden bahsetti. Virüs nedeniyle alınan önlemler ve ekonomik faaliyetlerin eşgüdümlü nasıl yürütülebileceğine dair bir plan hazırladıklarını ve diğer eyaletlere de örnek teşkil edebileceğini söyledi. Merakla planın açıklanmasını bekleyeceğim. Bize de ilham verebilir.

.

Akşamüstü saatlerinde Daren Acemoğlu’nun bugün Foreign Affairs dergisinde yayınlanan yazısını okudum. Yazı korona virüsünün ABD ve devlet yönetimi üzerindeki etkilerini analiz ediyor. Acemoğlu’nun okumakta olduğum kitabı ‘Dar Koridor‘a atıflarda bulunan yazıda Türkiye’de yer alıyor. Merak eden ilk önce kitabın ortaya koyduğu önermeyi, sonra makaleyi okusun. Daha anlamlı olacaktır.

 

Evde Korona Günlüğü – Gün 1, 22 Mart 2020

Ekran Resmi 2020-03-22 13.47.50

Bir daha yaşamamamız dileğiyle, evdeki günlerimi iş ve gelişim eksenli kayıt altına almaya karar verdim.

Ben Korona virüsünün etkilerini üç hafta önce hayatımda net olarak yaşamaya başladım. Otomobil kullanmayan bir vatandaş olarak her gün defalarca toplu taşıma aracı değiştiriyorum. İstanbul’un gerek Avrupa, gerekse Anadolu yakasında en uç sanayi bölgelerine danışmanlık ve eğitim işlerim nedeniyle gitmem gerekiyor. Dolayısıyla üç haftadır yaşları ileri olan anne, babama ‘virüs bulaştırırım’ korkusuyla gitmiyordum.

Mart’ın ikinci haftası virüs iş dünyasını da etkisi altına aldı. 9 Mart Pazartesi gününden itibaren korona virüsü ile ilgili iş dünyası olarak neler yapabileceğimizi araştırmaya, soruşturmaya başladık.

Öncelikli olarak derhal hukuki ayağına baktık;

4857 SAYILI İŞ KANUNU

Çağrı üzerine çalışma ve uzaktan çalışma (1)

Madde 14 – Yazılı sözleşme ile işçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili olarak kendisine ihtiyaç duyulması halinde iş görme ediminin yerine getirileceğinin kararlaştırıldığı iş ilişkisi, çağrı üzerine çalışmaya dayalı kısmi süreli bir iş sözleşmesidir.

Hafta, ay veya yıl gibi bir zaman dilimi içinde işçinin ne kadar süreyle çalışacağını taraflar belirlemedikleri takdirde, haftalık çalışma süresi yirmi saat kararlaştırılmış sayılır. Çağrı üzerine çalıştırılmak için belirlenen sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete hak kazanır.

İşçiden iş görme borcunu yerine getirmesini çağrı yoluyla talep hakkına sahip olan işveren, bu çağrıyı, aksi kararlaştırılmadıkça, işçinin çalışacağı zamandan en az dört gün önce yapmak zorundadır. Süreye uygun çağrı üzerine işçi iş görme edimini yerine getirmekle yükümlüdür. Sözleşmede günlük çalışma süresi kararlaştırılmamış ise, işveren her çağrıda işçiyi günde en az dört saat üst üste çalıştırmak zorundadır.

(Ek fıkra: 6/5/2016-6715/2 md.) Uzaktan çalışma; işçinin, işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisidir.

(Ek fıkra: 6/5/2016-6715/2 md.) Dördüncü fıkraya göre yapılacak iş sözleşmesinde; işin tanımı, yapılma şekli, işin süresi ve yeri, ücret ve ücretin ödenmesine ilişkin hususlar, işveren tarafından sağlanan ekipman ve bunların korunmasına ilişkin yükümlülükler, işverenin işçiyle iletişim kurması ile genel ve özel çalışma şartlarına ilişkin hükümler yer alır.

(Ek fıkra: 6/5/2016-6715/2 md.) Uzaktan çalışmada işçiler, esaslı neden olmadıkça salt iş sözleşmesinin niteliğinden ötürü emsal işçiye göre farklı işleme tabi tutulamaz. İşveren, uzaktan çalışma ilişkisiyle iş verdiği çalışanın yaptığı işin niteliğini dikkate alarak iş sağlığı ve güvenliği önlemleri hususunda çalışanı bilgilendirmek, gerekli eğitimi vermek, sağlık gözetimini sağlamak ve sağladığı ekipmanla ilgili gerekli iş güvenliği tedbirlerini almakla yükümlüdür.

(Ek fıkra: 6/5/2016-6715/2 md.) Uzaktan çalışmanın usul ve esasları, işin niteliği dikkate alınarak hangi işlerde uzaktan çalışmanın yapılamayacağı, verilerin korunması ve paylaşılmasına ilişkin işletme kurallarının uygulanması ile diğer hususlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.

 

Hukuki tarafta halen uygulama açısından (idari izin, ücretli izin, ücretsiz izin, zorunlu çalışmayı durdurma, kısa çalışma ödeneği, vb) pek çok sıkıntının yaşandığını okuyoruz. Dünyada da bizden çok farklı değil. SHRM’in yazışma platformunda da benzer konular tartışılıyor.

Stratejik virus kriz yönetimi konusunda yurtdışı kaynaklarda şirketler için en bilgilendirici olan McKinsey’nin paylaşımlarıydı.

16 Mart haftasına girdiğimizde kaynak sayısı çok yönlü arttı.

Ben son ofis çalışmamı 16 Mart Pazartesi yaptım. Sonrasındaki bütün programlarımı erteledim. Sadece online Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi için “Etkili Proje Yönetimi Eğitimi” veriyorum. Üç fazdan oluşan eğitimin sonuncusu 24 Mart Salı günü.

Evde kaldığım beş gün içerisinde ne yaptıklarıma gelince;

  1. Herkes İçin Yapay Zeka – Coursera sertifika programını bitirdim. Oldukça bilgilendirici, faydalı buldum.
  2. Sosyal ve İnsan Sermayesi Yönetimi – Cousera sertifika programını bitirdim. İçerikteki bazı başlıklar benim için oldukça faydalıydı.
  3. Dar Koridor – Daron Acemoğlu, James Robinson kitabını okuyorum. İkilinin ‘Ulusların Düşüşü‘ kitabının devamı niteliğindeki eser hele ki şu günlerde en çok okunması gerekenler arasında. Devlet ve toplum arasındaki özgürlük tabanlı ilişkinin boyutlarını ‘prangallanma’ kavramı üzerinden modelleyen kitabı bitirdiğimde ayrıca kapsamlı tanıtmayı düşünüyorum.
  4. Danışmanlık süreçlerimle bağlantılı talepleri anında karşılıyorum.

.

Serbest zamanlarınızda kullanabileceğiniz ücretsiz eğitim ve gelişim platformlarına kolayca ulaşmak için;

.

Korona virüsü benim gibi serbest çalışanlar için ayrıca zorlu bir sınav olacak. Mayıs ayı sonuna kadar devam edecek gibi görünen bu süreci gelişim adına fırsata dönüştürmeliyiz diye düşünüyorum. Gelişimin sonrasında katma değerli değişim mutlaka gelecektir. 

Genel bilgi paylaşımı olarak başlayan günlüğün takip eden zamanda neye dönüşeceğini ben de bilemiyorum. İnsan evde oturdukça evrilir mi, devrilir mi, göreceğiz … 🙂

 

#evdekalTR

#elleriniyıkaTR

#covid19TR

Da Vinci’nin Başarı Sırrı

sirlarla-dolu-vitruvius-adami-700x394

Walter Isaacson’ın Leonardo da Vinci biyografisini okurken, bir insan kaynakları uzmanı olarak “eureka-buldum*” dediğim anlar oldu.

Başta resim sanatına, ardından mühendislik ve tıp bilimlerine öncülük, yenilikçilik, mucitlik yetkinlikleriyle damgasını vurmuş üstadın kişilik yapısındaki bilmediğimiz bir kritik derinlik, onun zihinlerimizde “dahi” seviyesine taşınmasını sağlıyor.

O bilmediğimiz kritik derinliğin adı “İlişki Yönetimi”

‘Dahi, ileri zeka insan’ dediğimizde sıklıkla aklımıza içine kapanık, depresif, insanlarla ilişki kurmakta zorlanan profiller gelir. Örneğin Einstein veya Tesla. Oysa Leonardo Da Vinci bu söylediklerimin tam tersi bir kişilik yapısına sahip; aşırı sosyal, sevimli, yakışıklı, çok şık, etrafı tarafından pek sevilen. Şaşırdınız mı? Sizi bilemem ama ben çok şaşırdım.

21. yüzyılda çok yönlü ağ kurma/network becerisi olarak adlandırdığımız yetkinliği en yüksek seviyede sergileyen bir kişilik Leonardo. Hayatı boyunca tuttuğu defterlerinden anlaşıldığı kadarıyla hangi mühendisten, hangi sanatçıdan, hangi edebiyatçıdan, hangi mimardan, hangi doktordan, hangi devlet erkanı, hangi din adamından neyi, nasıl, ne zaman öğreneceğini tek tek not almış ve hepsini gerçekleştirmiş biri.

Leonardo ‘tek başına’ akıllı olmaya hiçbir zaman çalışmamış. Tam tersi, ‘ortak aklı’ kullanmayı, ilişkilerini en etkili ve mütevazı şekilde yöneterek sağlamış. En bilinen işlerinden biri olan Vitruvius Adamı (yukarıda) aslen bir ortak akıl ürünü. Bu arada resmettiği adam da kendisi. O uzun sakallı portresinden oldukça farklı, değil mi?

Doğduğu şehri Floransa’yı terk etme ana nedeni de çarpıcı; dalkavuk olmaması, olamayacağını da çok net belirtmesi. Yazdığı efsane özgeçmişinden hatırlayalım. Milano Dükü Sforza’ya hitaben kaleme aldığı ve dükün şehri için yapmayı vadettiği işlerle, yeni hami bulma çabası, 550 yıl sonra bile takdirleri topluyor.

Leonardo’nun hayatını sadece kendi yazdıkları üzerinden de takip etmiyoruz. Kurduğu pozitif ilişkiler sayesinde etrafı tarafından o kadar seviliyor ve saygı görüyor ki, onunla aynı dönemde veya sonrasında yaşayan pek çok insan günlüklerine onunla ilgili birbirinden güzel, özel anılar yazmış. Anlıyoruz ki, aslen Da Vinci bir, iki değil, onlarca insanın takdiriyle tarihe nakşedilmiş ve mal olmuş.

Şimdi düşünmekten kendimi alamıyorum, Leonardo Da Vinci bugün yaşasaydı farklı olur muydu?

Hayır olmazdı. Bugünün teknoloji dünyasında ne iş yapardı bilemiyorum ancak kişilik yapısı değişmezdi. Köprüyü geçene kadar el, etek öperek, köprüyü geçtikten sonra kendisini ‘en ve tek akıllı insanı’ zannederek değil, yine ve bütün zorluklarına rağmen ortak aklı kullanarak, aşırı merakı, emeği ve yaratıcılığıyla kendini kabul ettiren, sıra dışı bir insan, bir dahi olurdu.

u-g-OOGXR0

Arkadaşı Bramente’nin fırçasından Leonardo (solda) ve Bramente (sağda)

  • Arşimet

İnsan Kaynakları Katı Mı, Yumuşak Mı?

iStock-118951659-1038x576

“Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir” – Einstein

 

İnsan kaynakları yönetim sistemi içinde birbirinden farklı iç dinamikleri olan yüzlerce iş süreci bulunuyor. Bu iş süreçlerini öyle tanımlayabilmeliyiz ki, insan kaynakları yönetimini hiç bilmeyen bir kişi dahi bir iki dakika içinde “hmmmm, anladım” diyebilmeli.

Bunu nasıl yapabiliriz?

Ben insan kaynakları yönetimini tanımlarken “güç” kavramı literatüründen esinleniyor ve mesleğimi iki temel kolda inceliyorum:

  1. Katı İnsan Kaynakları Yönetimi

Katı insan kaynakları, attığı her adımda hukukla, yani devletle burun buruna olan iş süreçleridir. Standartları devlet tarafından çok net belirlenmiştir. Hataya tahammülü yoktur. Hatanın karşılığıysa sıklıkla para cezasıdır, daha ileri boyutları ise kurum alehine yürüyen davalardır. Kısacası, katı insan kaynakları iş süreçlerinin çıktılarını elle tutabilirsiniz, çöpe atabilirsiniz, hata varsa da bedelini para ile ödersiniz.

Katı insan kaynakları iş süreçleri arasında işe giriş ve çıkış işlemleri, bordro özlük süreçleri, sigorta işlemleri, puantaj, tazminatlar, izinler, kısmi olarak ücret yönetimi ve yan haklar, sendikal süreçler, sözleşme süreçlerini sayabiliriz.

İnsan kaynaklarının katı bölümünde çalışan uzmanların yaptıkları işin hata kabul etmemesi, esnek olmaması onların sabırlı, takipçi, titiz, ketüm, istikrarlı bireyler olmasını gerektirir.

Katı insan kaynakları yönetiminin iş piyasasında kullanılan ismi ‘Personel Yönetimi’, teknik ismi ise ‘Endüstriyel İlişkiler’ dir.

  1. Yumuşak İnsan Kaynakları Yönetimi

Yumuşak insan kaynakları yönetimi, devlet tarafından herhangi bir şarta bağlanmamış, her kurumun kendi misyon, vizyon, değer, kültür, amaç ve hedefleri doğrultusunda şekillendirdiği insan yönetimi uygulamalarıdır.

Kurumun en tepe yöneticisi, bu kişi bir patron da olabilir, bir genel müdür de, bütün çalışanları kendisi seçebilir veya bu yetkisini işin uzmanlarına devreder. Bir patron veya genel müdür çalışanlarının performansını sistemli bir şekilde ister ölçer, isterse ölçmez. Onlara ister eğitim aldırır, isterse aldırmaz. Sorumlu olduğu kurumun geleceği için istediği uygulamaları yapmakta veya yapmamakta özgürdür.

Devlet, özel sektörde hiçbir patronun veya genel müdürün kapısına dayanıp, kanunla zorunlu tuttuğu teknik konular hariç (sertifikasyonlar, iş sağlığı ve güvenliği standartları, vs.) “neden bu kişiyi işe aldın?”, “neden ona eğitim vermedin?”, “neden onun performansını ölçtün?”, “neden bu çalışan memnun değil?” diye sorgulamalar yapamaz, herhangi bir yaptırım uygulayamaz.

Özellikle özel sektörde kurumlar, sürdürülebilirlik hedefiyle, bünyelerine aldıkları çalışanların motivasyonu, üretkenliği, gelişimi ve kuruma bağlılığını arttıracak çeşitli insan kaynakları uygulamaları geliştirirler. Yatırımlar yaparlar. Bu uygulamalar her kurumda birbirinden farklı, esnek ve değişkendir. Sakız gibi yumuşaktır. Nereye çekerseniz, o yöne uzar, genişler.

Yumuşak insan kaynakları yönetiminde ‘doğru’ insan, ‘doğru’ uygulama diye bir yaklaşım yoktur, kuruma ‘uygun’ insan ve ‘uygun’ uygulama vardır. Yumuşak disiplinde “en iyi uygulamalar” başlığı altında kurumlar, sektörler birbirlerini inceler, ilham alırlar.

Yumuşak insan kaynakları yönetimi iş süreçleri arasında, İK planlama, seçme yerleştirme, oryantasyon/işe alıştırma, performans değerlendirme, eğitim, kariyer, yetenek yönetimi, işveren markası, İK bilgi yönetimi ve kısmi olarak ücret yönetimi yer alır.

Yumuşak insan kaynakları iş süreçlerinde çalışan profesyonellerin iyi dinleyici, kendisini sürekli çok yönlü geliştiren, gözlemci, analizci, ketum, esnek, sonuç odaklı, iyi iletişimci, birleştirici müzakereci olmaları gerekir.

Kurum Kültürü Nasıl Geliştirilir?

social collaboration_popup_popup

Kurum kültürü, bir organizasyon içindeki her seviyeden çalışanın ortak değerlerini davranışa dönüştürmesi ile oluşur. Formüle dökecek okursak;

Kültür = Değerler + Davranışlar

Kültür tanımda değerler temel ise, peki, bir insanın veya bir kurumun değerleri nasıl oluşur? Bu sorunun cevabını da formülüze edebiliriz;

Değer = Değere konu olan kavrama yönelik duygularımız + değere konu olan kavrama yönelik düşüncelerimiz

Bir örnekle ‘değer’i açalım;

Sürekli gelişim, iş hayatında benim en önemli üç değerimden biridir.” ifadesinin gerisinde,
“Sürekli geliştiğimde çok mutlu/huzurlu/heyecanlı hissediyorum – duygu
“Sürekli geliştiğim takdirde çok başarılı/özgüvenli/üretken olacağımı düşünüyorum – düşünce

anlamları yatar. Değer içeren bir kavrama yönelik duygu ve düşüncelerimizin yoğunluğu, o değerin hayatımız üzerindeki şekillendirme gücüdür.

Bu kısa ve gerekli açıklamalardan sonra gelin kurum kültürümüzü nasıl geliştirebileceğimizin cevabını bulalım.

Kültürü oluşturan insanlardır. Bu nedenle kurum kültürünü incelerken ilk etapta yine her seviyeden çalışanın (patron, genel müdür, müdür, uzman, memur, eleman) bireysel değerlerine bakılması gerekir. Ekibin bireysel değerleri birbirleriyle ne kadar uyumlu ise, birlikte çalışma isteği de o kadar fazla olacaktır. Çünkü fizik kanunu der ki “benzer benzeri çeker”

Kurum kültürünü tanımlama çalışmalarında lider kişinin ve tepe yönetim ekibinin (patron, yönetim kurulu, genel müdür) bireysel değerleri ve bu değerleri ne derece davranışa dönüştürebildikleri kilit konumundadır. Çünkü bütün çalışanların kurumlarında ilk baktıkları, doğruyu, erdemi aradıkları kişiler onlardır. Onların “ortak değerlerimiz” dedikleri kavramlarla çelişen davranışları kurum kültürünün zayıflamasının gerisindeki en büyük faktördür. Çünkü şüphesiz ki, tepedeki kişilerin tutarsız davranışları da ekip tarafından aynen kopyalanacak, üzüm üzüme baka baka kararacaktır.

Kurum kültürünü geliştirme sürecinde ikinci en önemli süreç seçme yerleştirmedir. Bireysel değerlerinin farkında olan ve davranışlarında değerlerini yaşatan adaylar, İK ekiplerinin tercihi olmalıdır.

Mülakatlarımda veya eğitimlerimde “en önemli bireysel değerin nedir? sorusunu merakla sorarım.  Ardından, “güven”, “adalet”, “çalışkanlık”, “sürekli gelişim”, “üretmek”, “başarmak”, “sevgi”, “saygı”, “istikrar”, “değişim”, “merak”, “sorumluluk bilinci” vb. cevapların gerisindeki davranışların peşine düşerim takip eden sorularımla.

Şimdi düşünün, sizin kurumunuzda insanlar genel olarak nasıl gündelik davranışlar sergiliyor? Çalışkanlar mı? Motiveler mi? Birbirlerine saygılılar mı? Güvenilirler mi? Kendilerini sürekli geliştiriyorlar mı? Üretkenler mi? Sorumluluk bilinci taşıyorlar mı? … (lütfen cevap verirken adil olun)

Mevcut kadronuz için cevabınızı bilemem. Ancak kurum kültürünüzü güçlendirmek istiyorsanız, ekibinize yukarıdaki sorulara “kesinlikle evet” cevabını vermenizi sağlayacak, sözü ile davranışı uyumlu, kişisel farkındalığı yüksek, erdemli, yeni iş arkadaşları alın. Bir, iki yıllık perspektifte kurum kültürünüzün büyük oranda olumlu yönde geliştiğini göreceksiniz.